19 Ekim 2012 Cuma

İbrahim'e inen Koç

                 "Her din metaforik açıdan doğrudur ama kendi metaforlarına saplanıp kaldığında ve bunları olgular olarak yorumladığında başımız dertte demektir"  diyor yüzyılımızın en büyük mitologlarından ve bana göre kendisi de efsane bir hikaye anlatıcısı olan Joseph Campbell. Metafor başka bir şeyi ima eden, akla getirendir. Metaforun gönderme yaptığı şeyi yani simgeyi olayın kendisi zanneden halimiz için de hoş bir benzetmesi var:
                 "Bu restorana gidip mönüde biftek yazılı olduğu için mönüyü yemeye benziyor."
                 Kurban Bayramı yaklaşırken bir marketin promosyon kataloğunda kıyma makinesini görünce "Biz hapı çoktan yuttuk" diye düşündüm. 'Kurban' metaforu şüphesiz bayramın kendisinden çok daha eski, hatta insanlık tarihi kadar eski.
                Canlılar canlıları -bitki ya da hayvan- yiyerek yaşamını sürdürür. Ritüellerin, dinlerin, efsanelerin, kısacası mitolojinin üzerinde en çok çalıştığı sorunlandan biri de varoluşumuzun bu acımasız ön koşulu ile zihni uzlaştırmaktır.
                İlkel avcıların hayvan tanrılarını onurlandırma törenleri, derken insanların tanrılara kurban edilişi ve nihayet İbrahim'e inen koç...
                Kurban bayramında eziyet gören hayvanlar toplumun vicdanını yaralıyor. Bunun yanı sıra  bir kıyıma son veren yüce bir efsanenin aldığı yara da beni rahatsız ediyor. Eskiden bütün hikayeler insanların zihinlerinde yaşarmış. Dinin ya da efsanelerin bâtınî anlamına bu derece uzak düşerek ucuza et yesek de fakirleşiyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme