27 Ekim 2012 Cumartesi

Mona Lisa Gülüşü'nün Düşündürdükleri

          Kimbilir kaçıncı kez karşısında karşısında takılıp kaldım. Bir seyirden diğerine geçen zamanda ne değişiyor bilinmez fakat Mona Lisa Gülüşü her defasında farklı bir tat ve başka izler bırakıyor bende.  Başrolü hakkıyla götürse de buna bir Julia Roberts filmi demek Kristen Dunst ve Marcia Gay Harden başta olmak üzere diğer kadın oyunculara haksızlık olur diye düşünüyorum. Bence bir başka haksızlık da içerik benzerliği sebebiyle bu filmi Ölü Ozanlar Derneği'ni takip ve taklit etmekle suçlayarak bir çırpıda silip atmaktır. Sinema yanlızca hikayeden ibaret değildir; replikler, karakterler, belki alt öyküler, müzik, sahneler -ki bende etkisi bambaşka- ve tüm bunların yanı sıra izleyen kişinin hayal gücünden oluşan bir dünyadır kanımca. Bakın bu kez benimkisi nerelerde takıldı: Bir anne-kız diyaloğu...  Mensup olduğu çevre gereği yaptığı prestij evliliğinde çocukluğundan itibaren beynine işlenen rüya prototipin yerine yalnızlık ve aldatılmadan öte birşey bulamayan gözü yaşlı genç kadın, önünde açık duran Mona Lisa röprodüksüyonunu göstererek annesine mutsuzluğunu anlatmaya çalışıyor.


- Gülümsüyor. Sence mutlu mu?
- Önemli olan kimseye söylememek."
- Mutlu görünüyor. Öyleyse, ne önemi var ki!"
- Kirli çamaşırlarını herkesin önünde yıkayamazsın."

            Bu diyalog beni alıp çook eskilere götürdü. Küçük bir kızken etrafımda geçen nice dertleşmeden bilinçsizce dağarcığıma kattığım 'köşeye sıkışmış kadın' hikayelerinin arasında bir tur attım: Kol kırılsa da yen içinde kalması gerektiği için kocalarının alkol, aldatma, dayak ve benzeri hakaretlerinin ayıbını, en çok da annelerinin dayatması yüzünden üstlenip örtmeye çalışan kadınların çaresizliklerini hatırladım. Anneler kızlarını sevmediği için değil şüphesiz, sadece onlar bu çaresizliği daha da ağır koşullarla deneyimlemiş oldukları için..
           İlerleyen sahnelerde aynı karakteri bu kez annesine meydan okurken görüyoruz fakat yüzünde  hâlâ ondan anlayış dilenen ve onun onayını bekleyen bir ifade gizli. Bu kez de Dr. Louann Brizendine'ın "Kadın Beyni" adlı araştırma kitabı geldi aklıma. Biliyor musunuz, bütün bunlar biz daha kundaktan çıkmadan başlıyormuş. Hayatın ilk üç ayında kız bebeğin göz teması kurma ve bakışma yeteneği yüzde 400 oranında artarken bir erkek bebeğin yüz ifadelerindeki gelişimde, bu süreçte hiçbir ilerleme olmadığını gözlemlemişler. Brizendine "kız bebekler duygusal ifadelerle doğarlar" diyor. Kızların, yüz ifadelerini okumak ve ses tonlarını yorumlamak konusunda gelişmiş olan beyin devreleri, onları, erken yaşta sosyal anlamda başkalarının onayını alıp almadıklarını anlamaya itiyormuş. Bu süreçte onayı en çok aranan kişi şüphesiz anneler. İlerleyen yıllarda da hiç şüphesiz ve daima anneler. Yine aynı araştırmaya göre gözlemleme ve duygusal ipuçlarını yakalama yeteneği sayesinde kız çocuğu annesinin sinir sistemini kendine kopyalıyor.
                Bitirirken, beni bunlar ve daha nice çağrışımlarla yüklü hem anlamlı ve hem de keyifli bir yolculuğa çıkaran filme yapılan eleştirileri hatırlamadan edemiyorum.
           Rilke'nin genç bir şaire cesaret verdiği mektuplarında yazdığı gibi:
"Eleştirici sözler kadar bir sanat yapıtına uzak düşen başka sözler yoktur. Her seferinde ele geçen az ya da çok yanlış anlamadır."

             Hayatımızın anlamını  resmin bütününe bakınca farkederiz ama sanat detaylarda gizlidir. Bakmasını bilene...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme